Ana Menü
Ana Sayfa
Forum
Web-Mail
Resim Galerisi
Download
Haberler
Haber Ara
İncelemeler
Kişisel Menü
Hoşgeldin Ziyaretçi
User:
Pass:
Beni hatırla:
Üye ol!
Forum Menü
Yeni mesajlar
Yeni yanıtlar
Kullanıcılar
Yardım
Aktif Kullanıcılar
50
Online kullanıcı:
42
Ziyaretçi
0
Bilinmeyen
8
Üye:
YAMAHA-R1
,
ahmetomac
,
Ra
,
GSX-R
,
hakann
,
dorukefe
,
max_rep
,
competan
Kim Nerede
Portal İstatistik
362891
Konu:
13263 Başlık
349628 Yanıt
3
Günlük:
Üye yazdı
1126
Resim:
Resim Galerisi
0
Dosya:
Yükleme Bölgesi
0
Site:
Favori Siteler
9
İncelemeler:
İnceleme Bölgesi
1853
Kayıtlı Kullanıcı:
Son:
bulut ilgar
Ziyaretçi Sayısı:
Hava Durumu
01 :
34 :
06 :
35 :
* Günlük Tahminler *
Fotoğraf Paylaşım
[01] Günün Motosikleti
[02] Estetik Fotoğraflar
[03] Akrobatik Fotoğraflar
[04] Viraj Fotoğrafları
[05] Sizin Motosikletleriniz
[06] Hayabusa Fotoğrafları
Rasgele Fotoğraf
1998 Suzuki RM 250
Ana Sayfa
Yardım
Giriş Yap
Kayıt
Merhaba,
Ziyaretçi
. Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse
buraya tıklayın
.
Eylül 07, 2010, 03:48:08 ÖS
1 Saat
1 Gün
1 Hafta
1 Ay
Her zaman
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Turkish Riders
>
III
>
Kültür Sanat
>
Sabit / Köşe Yazıları...
Sayfa:
1
...
8
9
10
11
12
[
13
]
14
15
16
17
18
...
23
Aşağı git
« önceki
sonraki »
Yazdır
Gönderen
Konu: Sabit / Köşe Yazıları... (Okunma Sayısı 5266 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Ra
Feride
Administrator
Senior
Online
Cinsiyet:
Yaş: 1010
Nereden: İstanbul
Mesaj Sayısı: 7563
Üye Numarası: 2072
http://www.fotokoloni.com
Ynt: Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #300 :
Ocak 07, 2010, 04:57:05 ÖS »
KUTUPLAŞAN İNSAN KUTUPLAŞTIĞINI FARKETMİYOR!
Diyarbakır İzmir Konya
Bir yabancıyı bu üç şehre götürün, katiyen aynı ülkeye ait olduğunu anlayamayacaktır.
Bu üç şehrimizin öncelikleri, siyasi görüşleri, kültürü ve yaşamı radikal biçimde farklılaştı.
Çünkü Türkiye toplumsal kutuplaşma denilen büyük belanın girdabına sürüklendi.
Bu fakirin yıllardır temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önünüze serdiği tehlikeler birer birer gerçekleşiyor.
Toplum birbirinden nefret eden bölgelere, şehirlere, mahallelere, bireylere bölünüyor.
Şehirlerimizde çatışmalar, sonu kötü bitebilecek gerginlikler yaşanıyor ve ne yazık ki bunların dozu her gün artmakta.
Son olarak Ahmet Türk’ün site sakinleri tarafından “persona non grata” ilan edilmesi çok ama çok vahim bir durumdur.
Bu ülke çeyrek yüzyıldır süren ve birçok cana malolan çatışmalarda bile Türk-Kürt ayrımına girmemişti ama şimdi giriyor.
İşe alırken insanları Kürt kökenli olmamasına dikkat ediliyor.
Efendiliği ve yumuşak üslubu ile tanınan Ahmet Türk’e gösterilen tepki artık işin dönülmez bir noktaya doğru sürüklenmekte olduğunun bir işareti.
***
Öte yandan Cumhuriyet döneminde zulüm altında yaşadığı propagandasıyla yetiştirilmiş olan bir kuşak, iktidara gelmiş olmanın verdiği sarhoşlukla cüretini her geçen gün biraz daha artırmakta.
Eskiden televizyonlarda yumuşak bir ses tonuyla, sakin ve uzlaşmacı bir üslupla konuşan kişiler giderek hırçınlaşıyor ve “Şimdi sıra bize geldi” imasıyla bütün Türkiye’ye tepeden bakıyorlar.
Osmanlı sultanlarına her hafta davul çalınır ve “mağrur olma padişahım senden büyük Allah var!” denilirdi.
Şimdi belli ki Ankara’da da bir davulcuya ihtiyaç var.
Hiç kimse unutmasın ki “mahkeme kadıya mülk değildir.”
Makam herkes için geçicidir.
Ve havada kalan bir uçak görülmediği gibi, sürekli iktidarda kalan bir parti de görülmemiştir.
***
Kutuplaşmanın en kötü tarafı, insanın kutuplaştığını fark etmeden aşırı uçlara ve aşırı öfkelere doğru gitmesidir.
Birikim o hale gelir ki; insanlar fark etmeden bazı yurttaşlarından ölesiye nefret etmeye başlar.
Onların varlığını ülke için tehlike olarak yorumlar.
Bu durumun, yere yayılmış benzinden farkı yoktur.
Ve ne yazık ki bir ülke bu hale gelince kibrit çakacak ülke, servis, örgüt eksik olmaz.
Kutuplaşma bizi bitiriyor ama yıllardır bu büyük tehlikeyi topluma ve yöneticilere anlatmayı başaramıyoruz.
Herkes mi sağır bu ülkede?
Zülfü LİVANELİ...
Logged
http://www.fotokoloni.com
Güçlü
Moderator
Executive
Offline
Cinsiyet:
Yaş: 33
Nereden: İstanbul
Mesaj Sayısı: 67387
Üye Numarası: 1
Ynt: Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #301 :
Ocak 07, 2010, 04:57:58 ÖS »
herkes değil ama bir kısmının öyle olduğu kesin
Logged
Ra
Feride
Administrator
Senior
Online
Cinsiyet:
Yaş: 1010
Nereden: İstanbul
Mesaj Sayısı: 7563
Üye Numarası: 2072
http://www.fotokoloni.com
Ynt: Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #302 :
Ocak 07, 2010, 05:12:54 ÖS »
rica ederim
Logged
http://www.fotokoloni.com
King
Besim
Administrator
Executive
Offline
Cinsiyet:
Nereden: İstanbul
Mesaj Sayısı: 25991
Üye Numarası: 702
Ynt: Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #303 :
Ocak 17, 2010, 07:25:11 ÖS »
Türkiye kendine yakışanı yaptı
Bence son krizde Türkiye koltuk yükseltti.
Suçluların telaşı içindeki İsrail karşısında vakur ve akılcı davrandı.
Hızla gelişen krizi oldukça iyi yönetti ve sonuç aldı.
İstediği özrü diletti…
* Büyükelçi Oğuz Çelikkol’un biraz da İbranice bilmemesi nedeniyle veremediği tepkiyi Dışişleri, acilen ve gereken dozda verdi.
* Başbakan, bu kez “fırsat bu fırsat” deyip sazı eline almadı, Dışişleri’nin açıklamasından bağımsız davranmadı; tersine açıklamayı gördüğünü belirtip inisiyatifi doğru adrese, yani Hariciyeye bıraktı.
* Çelikkol, suçlamalar tertibi kuranlardan şahsına yönelmeye başlayınca diplomatlarda görmeye alışkın olmadığımız bir refleksle çıkıp konuştu; 35 yıllık diplomat tecrübesiyle muhatabını suçlarken kendini ve ülkesini savundu.
* Derhal Ankara’ya Dışişleri’ne çağrılan İsrail’in Ankara Büyükelçisi’ne devlet geleneğine yaraşır şekilde davranıldı. “Siz bizimkinin elini bile sıkmamışsınız” diyerek tokadan, ikramdan kaçınılmadı; teamül neyse öyle davranıldı.
* Görüşmeye kameraları davet edip şov yapma, “Biz de yerde oturtalım” diyerek intikam alma ucuzluğuna girişilmedi.
* Kurtlar Vadisi’nin bağımsız bir yapım olduğu, devletin ona müdahalesinin söz konusu olamayacağı belirtildi. Böylece makamına çağırdığı gazetecilere “Gelin büyükelçiyi oturttuğumuz alçak koltuğu çekin, bayrak yok, ikram yok, yüzümüz asık; bunlara dikkat edin” talimatı veren İsrail makamlarına “medya-devlet ilişkisi” dersi verildi.
* Kurtlar Vadisi ekibi de demokratik bir ülkede devlet kudretinin yaratıcının hayaline gücü yetmeyeceğini gösterircesine “Tepkiyi bekliyorduk. Ama etkilenmedik. Devamı geliyor” mesajı verdi.
Senarist kendi işini yapacaktı; diplomat kendi işini…
Avrupa’da, Amerika’da İsrail’i “Doğuda bir Batı ülkesi” olarak gören, Türkiye’yi “Batı’da bir Doğu ülkesi” sayanlar, işin pek öyle olmadığını anlamışlardır.
Türkiye, 24 saate sığan bu tavırları ve bugün yarın geliştirmesi muhtemel diğer adımlarıyla, özlediğimiz devlet ciddiyetine ve vakarına yaraşır bir tutum sergiledi:
Kontrollü bir sertlik tonu, elçisini yedirtmeyen bir sahiplenme tavrı, “Özür bekliyoruz” diyerek üstten bakan bir açıklama, kurumlar arası uyum, soğukkanlı refleksler, sanatçının bağımsızlığına saygı…
İsrail’e karşı anti-semitik bir görüntü vermeyen, topyekuncu davranmayan, haklıyı haksızdan ayıran, bir yandan küstahlığa haddini bildirirken, öte yandan farklı yaklaşımdaki İsrailli konuğu ağırlamaya hazırlanan bir seçici algı…
Başbakan’ın Dışişleri’ne güveni arttıkça, kendisi susup resmi tepkiyi diplomatlara bıraktıkça, ayrı telden ve üst perdeden çalmadıkça Ankara daha derli toplu, daha kararlı görüntü verebiliyor.
Dileriz hep böyle gider.
Can Dündar
Logged
K5 MOTOCYCLE OF THE KİNG!
Mevlam ne eylerse güzel eyler
Güçlü
Moderator
Executive
Offline
Cinsiyet:
Yaş: 33
Nereden: İstanbul
Mesaj Sayısı: 67387
Üye Numarası: 1
Ynt: Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #304 :
Ocak 17, 2010, 10:19:51 ÖS »
teşekkür ederiz abi , arada Dündar'dan paylaşıyorsun
Logged
King
Besim
Administrator
Executive
Offline
Cinsiyet:
Nereden: İstanbul
Mesaj Sayısı: 25991
Üye Numarası: 702
Ynt: Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #305 :
Ocak 24, 2010, 10:32:19 ÖÖ »
Farkındayım, çokça yazısını paylaşıyorum. Tanıdığım en Demokrat yazarlardan biridir.
Taraf’ın gündeme getirdiği “Balyoz darbe planı” iddiasına ilişkin dokümanların Genelkurmay kayıtlarında bulunmadığı açıklandı. 1. Ordu’nun 3-5 Mart 2003’te gerçekleştirdiği Tatbikat Semineri dokümanları arasında bu tür bir metnin veya konuşmanın bulunmaması gerektiği de duyuruldu. Ancak seminerde neler konuşulduğuna ilişkin dokümanın da kayıtlarda olmadığı, buna ilişkin sonuç raporunun yönerge gereği 4 yıl sonra imha edildiği bilgisi de verildi.
Emir-komuta işi değil
Taraf’ın yayımladığı gibi bir doküman varsa, bunun emir-komuta zincirinin bir ürünü olmadığı anlaşıldı. Dönemin Genelkurmay Başkanı (Hilmi Özkök) ve Kara Kuvvetleri Komutanı’nın (Aytaç Yalman) onayı veya emrine dayalı bir çalışma söz konusu değil.
Seçenekler
Bu bilgilerin ortaya koyduğu çerçeve içinde şu seçeneklerden söz edilebilir:
1- Genelkurmay’ın savaş haline ilişkin planının bir parçası olarak 1. Ordu’nun görevini nasıl icra edeceğine ilişkin tatbikat semineri sırasında görev alanı dışına çıkılarak başka bir tatbikat semineri yapıldı veya normal tatbikat semineri akışından çıkarılarak Taraf’taki iddialar gibi geliştirildi.
2- Veya Genelkurmay’ın savaş planına uygun biçimde normal tatbikat semineri yapıldı; ancak bir kişi veya ekip ayrı bir darbe planı hazırladı.
3- Tatbikat Semineri sonrasında hazırlanan resmi sonuç raporuna, Taraf’ın yayımladığı dokümanla ilgili hiçbir bilgi konulmadı; rapor olması gerektiği gibi hazırlanıp KKK’ya ve Genelkurmay’a gönderildi; 4 yıl bekledikten sonra yönerge gereği imha edildi.
Sorulması gereken soru
Bu seçeneklerden hangisinin doğru olduğu ortaya çıkarılabilir. Konu zaten sivil savcılığa intikal etmiş durumda. Yargı süreci bilgi ve belgelere ulaşacaktır.
Ancak burada sorulması gereken önemli bir soru var. Dönemin 1. Ordu Komutanı emekli Org. Çetin Doğan, bu tür tatbikat seminerlerinin Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı veya görevlendirecekleri üst düzey bir general tarafından izlendiği bilgisini vermişti. Bu durumda söz konusu semineri de dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Kara Kuvvetleri Aytaç Yalman veya görevlendirdikleri bir üst düzey komutanın izlemiş olması gerekiyor. Dolayısıyla bu semineri Genelkurmay adına kim izledi sorusu önem taşıyor.
İzleyen komutanın bilgisine başvurmak konuyu aydınlatabilir. Genelkurmay Başkanlığı yetkisine uygun bir yöntemle bu konuyu inceleme/soruşturma altına alabilir. Sivil savcılık da kuşkusuz bu yönünü araştıracaktır.
Hükümetin direktifi
Bütün ülkelerin olduğu gibi, kuşkusuz, Türkiye’nin de genel bir savaş planı var. Bu planların nasıl hazırlandığı da sır değil. Savaş halinde uygulanacak harekât planları, Milli Askeri Strateji Dokümanı’na (MASD) dayanılarak hükümet direktifiyle hazırlanıyor. Bu direktif sadece TSK’ya değil sivil kamu kurumlarına da veriliyor ve uzmanlık alanlarında savaş halinde uygulayacakları planların hazırlanması isteniyor.
Hükümetin direktifi üzerine de Genelkurmay genel bir plan hazırlıyor. Bu plan Kara, Hava, Deniz kuvvetleriyle Jandarma Genel Komutanlığı’nı kapsayan müşterek bir plan niteliğinde oluyor. Kara Kuvvetleri’ne bağlı olarak da ordular görev bölgeleriyle ilgili planları hazırlıyorlar. Her birlik bu planların uygulanmasına, güncellenmesine ve geliştirilmesine ilişkin olarak fiili tatbikatlar veya tatbikat seminerleri yapıyor. 1. Ordu’nun tartışılan semineri de bu bağlamda yapılmış olması gereken bir çalışma.
Bu planlar koşulların değişmesi halinde de yeni koşullara göre değiştiriliyor, bu çalışma da yine hükümet direktifiyle oluyor. Bu halde Türkiye’nin genel savaş planı ve bunun içinde 1. Ordu’nun görev planını başbakan, cumhurbaşkanı istediği zaman görebiliyor.
Fikret Bila Milliyet.
Logged
K5 MOTOCYCLE OF THE KİNG!
Mevlam ne eylerse güzel eyler
Güçlü
Moderator
Executive
Offline
Cinsiyet:
Yaş: 33
Nereden: İstanbul
Mesaj Sayısı: 67387
Üye Numarası: 1
Ynt: Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #306 :
Ocak 24, 2010, 12:35:07 ÖS »
katılıyor musun abi tamamına ?
Logged
!! flood !!
Süper Üye
Offline
Cinsiyet:
Yaş: 28
Nereden: istanbul / silivri
Mesaj Sayısı: 2759
Üye Numarası: 1384
arzu edene gideeer.....
Ynt: Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #307 :
Ocak 24, 2010, 04:50:49 ÖS »
Logged
Ra
Feride
Administrator
Senior
Online
Cinsiyet:
Yaş: 1010
Nereden: İstanbul
Mesaj Sayısı: 7563
Üye Numarası: 2072
http://www.fotokoloni.com
Ynt: Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #308 :
Ocak 25, 2010, 02:26:39 ÖS »
Katil seven ülke
Çünkü bu memlekette katillerin sevildiğini, el üstünde tutulduğunu uzun zamandır biliyorum.
Acı da verse gerçek bu.
Bir insan öldürmek; çok ağır bir suç değil bu kültürde.
Hatta o iğrenç öldürme eylemi birçok nedenle yüceltilir bile.
Vatan uğruna, namus uğruna, siyasi görüş uğruna, futbol takımı uğruna vs. adam öldürmek katili yüceltir.
Katillere “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye tezahürat yapılır, katil omuzlara alınır.
Cezaevlerinde diğer suçlular aşağılanır ama katillere ağır mahkûm diyerek saygı gösterilir.
“Üç leşi var, beş leşi var” denir.
Zavallı kurban “leş” olmuştur.
Gündelik dilde bile adam öldürmek için “temizledi” sözü kullanılır.
Yani insan öldürmek dünyayı temizlemektir.
Birkaç yıl önce televizyonda bir şarkıcı yarışması yapılıyordu.
Birkaç hafta sonra baygın bakışlı bir çocuğun katil olduğu ortaya çıktı.
Ne oldu dersiniz?
Bu bilgiden sonra o çocuk necip ve asil milletimizin oylarıyla birinci seçildi.
Bu yüzden Ağca’ya gösterilen basın ilgisine şaşırmıyorum ben.
İçinde çok iyi insanlar barındırmasına rağmen Türkiye’nin çoğunluğu maalesef böyle.
Güce tapan, zayıfı ezen, kadınları çocukları paralayan, masum hayvanları eziyet ederek öldüren, cahil, bulunduğu yeri kokutan, ensestin yaygın olduğu ilkel bir topluluk.
Medeni insanlara acı çektiren bir güruh.
İşte bazı çevrelerin “milletimiz” diye yere göğe koyamadığı, her davranışında bir demokrasi hikmeti aradığı çoğunluğun gerçek yüzü bu.
Gerçek sorunlarla yüzleşmeye cesaret edilemediği ve aynaya bakılmadığı için ahlaken giderek geriliyoruz.
Meselenin sadece zenginleşmek değil aynı zamanda medenileşmek olduğunu kavrayamıyoruz.
Çünkü Atatürk’ten sonra hiçbir yönetim “insan ve onun kültürü” sorunuyla uğraşmadı.
***
Son bir örnek vereyim:
Abdi İpekçi öldürüldüğü gün hüngür hüngür ağlamıştım ama bir süre sonra onun Milliyet gazetesinde “Ağca yakışıklı mı?” soruşturmasını görünce midem bulanmıştı ve “Lanet olsun böyle basına” demiştim.
Bu yüzden artık olan bitene şaşırmıyorum.
Bu ülke katile değil, barış isteyene düşmandır.
Zülfü LİVANELİ
Logged
http://www.fotokoloni.com
N-aim
Naim Paşa
Moderator
Executive
Offline
Cinsiyet:
Yaş: 24
Nereden: Adana
Mesaj Sayısı: 23170
Üye Numarası: 1756
Ynt: Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #309 :
Ocak 25, 2010, 07:49:40 ÖS »
Logged
C B R
1 0 0 0 RR Franco
http://www.bikepics.com/members/naimf1/
King
Besim
Administrator
Executive
Offline
Cinsiyet:
Nereden: İstanbul
Mesaj Sayısı: 25991
Üye Numarası: 702
Ynt: Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #310 :
Ocak 25, 2010, 07:55:21 ÖS »
Alıntı sahibi: Guclu üzerinde Ocak 24, 2010, 12:35:07 ÖS
katılıyor musun abi tamamına ?
Güçlücüm, kendi görüşümü yansıtan köşe yazılarından ziyade ortaya karışık birşeyler paylaşmaya çalışıyorum. Siyasi görüşüm yok gibi birşey, daha doğrusu kim ne ... yiyorsa yesin umrumda bile değil. Ben kendi hayatıma bakıyorum. Öyle karışık olaylar oluyor ki kim hakli, kim haksız bunu düşüğnmek için harcayacağım enarjiye yazık.
Logged
K5 MOTOCYCLE OF THE KİNG!
Mevlam ne eylerse güzel eyler
Güçlü
Moderator
Executive
Offline
Cinsiyet:
Yaş: 33
Nereden: İstanbul
Mesaj Sayısı: 67387
Üye Numarası: 1
Ynt: Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #311 :
Ocak 25, 2010, 08:04:06 ÖS »
mesaj alınmıştır abi
Logged
Ra
Feride
Administrator
Senior
Online
Cinsiyet:
Yaş: 1010
Nereden: İstanbul
Mesaj Sayısı: 7563
Üye Numarası: 2072
http://www.fotokoloni.com
Ynt: Sabit / Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #312 :
Ocak 28, 2010, 05:01:55 ÖS »
“Öykümüz Kurtuluş Savaşı yıllarında başlar.
Kahramanlarımı zın ilki, Paris-İstanbul arasında trenle mekik dokuyan genç bir Türk işadamı.
Macaristan'da genç bir bayanla tanışır.
Evlenme teklif eder ve evlenirler.
İzmirli işadamı, olayı ailesine açamaz.
Macaristan'da bir kızı olur.
Kızına Nermin adini verir.
Nermin büyümekte, Mustafa Kemal'in yaptıklarını, gazetelerden heyecanla izlemektedir.
Baba İzmir’de ölür.
Aile, geçim sıkıntısına düşer.
14 yasındaki Nermin, Macaristan'da paralı olan öğrenimini sürdüremez olur.
Mustafa Kemal'in ülkesinde eğitim parasızdır.
Nermin, baba yurduna gitmeye karar verir.
Annesinin haberi olmadan Türk Büyükelçiliği’ne başvurur. Ona bir pasaportla birlikte, eline durumunu açıklayan bir de Türkçe mektup verirler. Bası sıkıştığında, derdini anlatamadığında o mektubu gösterecektir.
Olayı öğrenen annesi de ona destek verir. Üçüncü mevki bir tren kompartımanının tahta sıraları üzerinde, günlerce sürecek bir yolculuk baslar.
Tren, Türkiye topraklarına girer. Gümrük memurları, elinde Türk pasaportu olan ama Türkçe bilmeyen bu çocuğun durumunu çok ilginç bulur, giriş izni de hemen verilir.
Öykü uzun...
Küçük Nermin, İstanbul’da bir yandan Almanca dersleri verirken öte yandan Türkçe öğrenir. Mustafa Kemal'in parasız kıldığı eğitim olanaklarından yararlanır.
İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirir. Gazetecilik yapar. Türkçenin arkasından İngilizce ve Fransızca da öğrenmiştir.
Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne asistan olur. Çağdaş siyaset biliminin Türkiye'ye girmesine öncülük edenler arasında yer alır.
Gün olur, Türkçesinin bozuk olduğunu öne sürerek öğretim üyeliğinden atılmasını isteyenler çıkar.
Tükenmez bir enerji ve heyecanla, gençlere bir şeyler verme isteğini yitirmez. Uluslararası toplantılarda Türkiye'yi, Türk kadınını, Mustafa Kemal'i savunur, savunur, savunur...
Bir oğlu olmuş, adını da Mustafa Kemal koymuştur...
Prof. Nermin Abadan-Unat, Siyasal Bilgiler Fakültesi'ndeki son dersini bundan dört yıl önce verirken aralarında benim de bulunduğum bir grup eski öğrencisi de sınıftaydı. Kimisi profesör, kimisi doçent, kimisi çiçeği burnunda araştırma görevlisi. Deniz Baykal da sonradan yetişmişti.
Son dersin sonunda, nefes bile almaya korkarak dinlediğimiz yukarıdaki yasam öyküsünü anlattı bize...
Ve sözlerini söyle noktaladı:
- Ben yurdumu kendi irademle seçtim. Mustafa Kemal olmasaydı, belki ben de olmazdım. Niçin Kemalist olduğumu, öyle sanıyorum ki artik anlamışsınızdır...
Çok etkilendiğim bu öyküyü yazdığımda, sonunu söyle bağlamıştım: 'Bu sözleri, parası olanlara Bilkent'i, olmayanlara Süleymancı yurtlarını gösterenlere adıyoruz...'
Bakıyorum da aradan gecen zamanda, ne Nermin Hoca’nın öyküsü güncelliğini yitirmiş, ne de benim altına düştüğüm not...
Tıpkı giderek daha güncel, daha gerçek, daha anlamlı olan Mustafa Kemal'in kendisi gibi! ..”
Bazen küçük bir hayat hikâyesi, binlerce kitaptan çok daha fazla şey anlatır.
Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı 1990
Logged
http://www.fotokoloni.com
!! flood !!
Süper Üye
Offline
Cinsiyet:
Yaş: 28
Nereden: istanbul / silivri
Mesaj Sayısı: 2759
Üye Numarası: 1384
arzu edene gideeer.....
Ynt: Sabit / Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #313 :
Ocak 28, 2010, 05:30:06 ÖS »
feride
Logged
Güçlü
Moderator
Executive
Offline
Cinsiyet:
Yaş: 33
Nereden: İstanbul
Mesaj Sayısı: 67387
Üye Numarası: 1
Ynt: Sabit / Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #314 :
Ocak 29, 2010, 09:09:42 ÖÖ »
teşekkür ederiz Feridecim
Logged
Ra
Feride
Administrator
Senior
Online
Cinsiyet:
Yaş: 1010
Nereden: İstanbul
Mesaj Sayısı: 7563
Üye Numarası: 2072
http://www.fotokoloni.com
Ynt: Sabit / Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #315 :
Ocak 29, 2010, 10:09:15 ÖÖ »
Logged
http://www.fotokoloni.com
King
Besim
Administrator
Executive
Offline
Cinsiyet:
Nereden: İstanbul
Mesaj Sayısı: 25991
Üye Numarası: 702
Ynt: Sabit / Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #316 :
Şubat 03, 2010, 10:01:28 ÖS »
AYDIN MENDERES
SON günlerde Türkiye çok önemli haberlerle karşılaştı. Hiç şüphe yok ki bunların en önemlisi AKP ile ilgili yeni bir kapatma davası açılabileceği ihtimalinin tekrar Türkiye’nin gündemine gelmiş olmasıdır.
Cumhuriyet başsavcısının sözleri
BU konunun ciddi bir ihtimal olarak gündeme oturmasına Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın bir soruya verdiği cevap sebep oldu. Bir gazetecinin “AKP için yeni bir kapatma davasının hazırlıkları var mı?” sorusuna Yargıtay Başsavcısı, “Kapatılması söz konusu olacak partiler bunu kendileri hissederler” diye bir cevap verdi. Yargıtay Başsavcısı’nın bu cevabı her türlü yoruma açıktır. İlk akla gelen bu cevabın Ak Parti’ye “ayağını denk al yoksa kapatılırsın veya kapatılmak hakkında yeni bir dava açılır” mesajını iletmiş olması ihtimalidir. Bu da yüksek yargının çok önemli bir makamını, hükümet ve iktidarı tehdit etmesi anlamına gelir. Herhalde Başbakan Erdoğan da böyle düşündüğü için bu beyanın demokratik hukuk devletiyle bağdaşmayacağını ileri sürmüştür. Hatta daha ileri giderek bu siyaset üzerinde yargı vesayetidir demiştir. Bu sözlerinde haklı olduğu açıktır. Şu ana kadar Yargıtay Başsavcısı bu sözleriyle ilgili herhangi bir açıklama yapmadı. Sözlerine böyle bir yoruma yol açacak manada söylemediğine dair bir beyanı olmadı. Bu hal devam ederse söz konusu yorumu bir yorum olmanın ötesinde tam da gerçeği açıkladığı kesinleşmiş olacaktır. Yargıtay Başsavcısı bunu kastetmediğini söylese bile kamuoyu yine de tatmin olmayacaktır. Zira Yargıtay Başsavcısı’nın bu sözleri sarfederken bunların böyle bir yoruma yol açacağını tahmin etmemesi mümkün değildir.
Başbakan Erdoğan’ın tutumu
BAŞBAKAN Erdoğan’ın Cumartesi akşamı TRT’de yaptığı geniş açıklamalar gayet makuldür. Son zamanlarda devletin zirvesinde yaşanan gerilimleri tırmandıracak hiçbir beyanı içermemektedir. Başbakan Erdoğan’ın Anayasa değişikliği ile ilgili söylediklerinin içinde genel bir uzlaşmayı vurgulamış olması da bunu teyit edecek niteliktedir. Başbakan Erdoğan’ın Yargıtay Başsavcısı’na cevabı ise, daha önce ifade ettiğimiz gibi abartısız, haklı ve makuldür.
Hükümet ve iktidar
cephesine ait haberler
BU vesileyle Başbakan Erdoğan’ın “Bizleri dolduruşa getirmek isteyenler var ama ben buna uymayacağım” sözlerinin de mutlaka altını çizmek gerekmektedir. Bu arada hükümet ve iktidara atfen gayet önemli haberler çıkmaktadır. Bunlar TSK’yla ilgilidir. İlk haber yapılacak bir yasa değişikliğiyle askerin harcamalarının Sayıştay’ın denetimi altına alınacağıdır. İkincisi ise asker dışında; polis ve MİT gibi kuruluşların da ağır silahlar ithal edebilmesini mümkün kılacak bir yasa değişikliği yapılacağıdır. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi isteyenler Rıza Türmen’in 1 Şubat Milliyet’in sayfasındaki “Silahların Gölgesinde” adlı yazısına bakabilirler. Bu haberlerle Başbakan Erdoğan’ın konuşmaları, üslubu ve tutumu arasında sanki bir benzeşmezlik ve ayrılık var gibidir. Aslında Türkiye’de askerin siyaset dışı kalabilmesi için pek çok yasal değişikliğe ihtiyacın var olduğu bilinmektedir. Bundan dolayı hükümeti, iktidarı ve bu gelişmelerin kendisine rağmen olmaması gerektiğine göre Başbakan Erdoğan’ı haksız bulmak doğru olmayacaktır. Ancak bunların mümkün olup olmadığı ve bugünün bunları gündeme getirmenin en iyi zamanı olup olmadığı tartışmaya açıktır. Hatta bu gelişmelerle Yargıtay Başsavcısı’nın sözleriyle bir bağlantı kurmak da söz konusudur.
Anayasa değişikliği
TÜRKİYE’NİN çok kapsamlı bir Anayasa değişikliğine, hatta bir yenisine ihtiyacı olduğu kesindir. Ancak ne böyle bir görüş ne de muhtemel bir değişikliğin içeriği üzerinde seçmenin bir ittifakı yoktur. Bunun içindir ki bazı çevreleri sanki her türlü Anayasa değişikliğini yapmak Ak Parti’nin elindeymiş gibi bir hava meydana getirmeleri yanlıştır. Bir taraftan iktidar için yapılmış bir haksızlık olup diğer taraftan işi yokuşa sürmek demektir. Başbakan Erdoğan’ın konuşmalarından bu gerçeği gördüğü ve içselleştirdiği anlaşılmaktadır. Kimsenin dolmuşuna binmeden bu yolda devam etmesi zorları kolay, ırakları da yakın kılacaktır.
Logged
K5 MOTOCYCLE OF THE KİNG!
Mevlam ne eylerse güzel eyler
Güçlü
Moderator
Executive
Offline
Cinsiyet:
Yaş: 33
Nereden: İstanbul
Mesaj Sayısı: 67387
Üye Numarası: 1
Ynt: Sabit / Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #317 :
Şubat 03, 2010, 10:02:40 ÖS »
Logged
N-aim
Naim Paşa
Moderator
Executive
Offline
Cinsiyet:
Yaş: 24
Nereden: Adana
Mesaj Sayısı: 23170
Üye Numarası: 1756
Ynt: Sabit / Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #318 :
Şubat 03, 2010, 11:55:19 ÖS »
Logged
C B R
1 0 0 0 RR Franco
http://www.bikepics.com/members/naimf1/
soleil
Ziyaretçi
Ynt: Sabit / Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #319 :
Şubat 08, 2010, 10:57:18 ÖÖ »
Nükhet İpekçi Pazartesi gecesi NTV’ye bir el valiziyle geldi. Ertesi gün Milliyet’in manşetine yerleşen “Abdi İpekçi’nin son gömleği”, o valizin içindeydi.
Gömleğin üzerine bir kayıt fişi tutturulmuştu:
“Abdi İpekçi’nin üzerinden çıkan eşyalar” yazılıydı üzerinde...
Gömlekteki kurşun delikleri, kurumuş kan izleri hiçbir dizide, filmde, romanda yansıtılamayacak kadar gerçekti.
Gömlek, 30 senedir, Nükhet İpekçi’nin çalışma odasındaki kutunun içinde duruyormuş.
Her gün onunla yaşamış;ama acısını kine dönüştürmeden; tersine o acıyla pişerek… piştikçe bir bilgeye dönüşerek…
Babasının uzlaşmacı mirasını bugünlere taşıyıp akıl almaz bir olgunlukla öfkesini değil, adalet talebini dillendirerek…
Son derece sakin bir ses tonuyla, katillerden kahraman yaratmaya çalışanlara kendi dillerinden seslendi Nükhet İpekçi:
“Şov mu istiyorsunuz? Öyle olmaz böyle olur: Alın size şov!”
* * *
Yayından sonra arayan Halil Ergün, Nükhet İpekçi’nin elinde babasının gömleğiyle konuşmasını “tarihi bir durak, bir dönüm noktası, yeni bir dönemin başlangıcı” diye niteledi ve “derin devlet”i tartışan Türkiye’ye “Şimdi derin vicdana ihtiyacımız var” dedi.
Dünkü Milliyet’te de, bir dönemin kurban aydınlarından artakalan eşyalardan bir “vicdan müzesi” kurulması öneriliyordu.
Düşünsenize:
Uğur Mumcu’nun parçalanmış gözlüğü…
Metin Göktepe’nin fotoğraf makinesi…
Ümit Kaftancıoğlu’nun kurşunlanmış basın kartı…
Hrant Dink’in delik ayakkabısı…
Ve her bir eşyanın altındaki levhalarda o eşyalara ve sahiplerine dair açıklamalar, hatırlatmalar…
* * *
Berlin’deki “Soykırım Müzesi”ni gezerken hissetmiştim sergilenmiş yaraların ağırlığını…
Lakin yaraların “müzelik” olabilmesi için, evvela kapanması lazım…
Almanlar, tarihleriyle hesaplaştıktan, soykırım sorumlularını yargıladıktan, Yahudilerden özür diledikten sonra, bir müzede teşhir edebilmişlerdi yaşananları...
Oysa o gece Nükhet İpekçi’nin kucağındaki gömlek hala sıcaktı, kanıyordu.
Katiller bulunmamış, bulunanlar cezalandırılmamış, arkadaki örgüt ortaya çıkarılmamış, hesap sorulmamıştı.
Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali, programdan sonra yolladığı mesajda “Benim babamın ölümüne neden olanlar çoktan öldüler, ama o kan emici kafa yapısı ölmedi” diyordu.
Doğan Öz mü?
Eşi Sezen Öz’ün, trajik bir dil alışkanlığıyla “bizim katil” diye bahsettiği adam, devlete ihaleyle petrol satmıştı yıllar yılı…
7 TİP’li gencin katledilmesi emrini veren adama devlet, resmi pasaport ve “milli görev” vermişti 12 Eylül’de…
Çoğu aydının katili bulunmamıştı bile…
Dahası da var:
Bazı analar,bırakın müzeye bağışlayacak bir kanlı gömleği, katledilen oğullarının cesedini bile bulamadı bu ülkede…
Müzeden önce onlara bir mezarlık “hediye etmek” gerekmez mi?
* * *
Galiba ancak gerçek katillerle onları yönlendirenler ortaya çıkarılıp mahkum edilince, devlet bir dönem bunlara göz yumduğu, hatta teşvik ettiği için özür dileyince ve bu kan kaybı tamamen sona erince o gömlekler, gözlükler, kalemler, pabuçlar kutulanıp “maziden acı birer anı” olarak “vicdan müzesi”ne teslim edilebilecek.
O güne dek, eski kurşun deliklerinden taze kan sızmaya devam edecek.
>
Logged
Ra
Feride
Administrator
Senior
Online
Cinsiyet:
Yaş: 1010
Nereden: İstanbul
Mesaj Sayısı: 7563
Üye Numarası: 2072
http://www.fotokoloni.com
Ynt: Sabit / Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #320 :
Şubat 08, 2010, 11:00:17 ÖÖ »
Logged
http://www.fotokoloni.com
dorukefe
Dorukefe
Süper Üye
Online
Cinsiyet:
Nereden: tr.
Mesaj Sayısı: 2830
Üye Numarası: 1995
zafer Çamlı
Ynt: Sabit / Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #321 :
Şubat 08, 2010, 02:41:38 ÖS »
Soleil teşekkürler
Logged
Türk insanı para gibidir;
ışığa tut,
İçinde ATATÜRK yoksa sahtedir...
soleil
Ziyaretçi
Ynt: Sabit / Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #322 :
Şubat 08, 2010, 03:32:04 ÖS »
Ra ve Dorukefe
Logged
King
Besim
Administrator
Executive
Offline
Cinsiyet:
Nereden: İstanbul
Mesaj Sayısı: 25991
Üye Numarası: 702
Ynt: Sabit / Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #323 :
Şubat 08, 2010, 04:10:02 ÖS »
Paylaşım için teşekkürler, gömlek olayı gündeme damga vurdu. Keşke daha önce gösterseydi...
Logged
K5 MOTOCYCLE OF THE KİNG!
Mevlam ne eylerse güzel eyler
soleil
Ziyaretçi
Ynt: Sabit / Köşe Yazıları...
«
Yanıtla #324 :
Şubat 09, 2010, 10:22:56 ÖÖ »
Batı, dünya ve AVATAR
M.Ö. Binlerce yıl önce meydana gelen savaşlar, haçlı seferleri, I.ve II. Dünya Savaşlarını konu alan binlerce belgeseller, filimler çekiliyor.
Bunlar Sinemalarda, TV’lerde her gece gösteriliyor.
Hatta olmamış bir çok olaylarda, “Sanalsavaş” olarak filimler çekiliyor, sinemaları dolduruyor.
“Avatar” filmi bunlara son örnek.
Hep şiddet…
Hep, eski yaraları kaşıyarak kanatma isteği.
Tüm bunlar neden yapılıyor?
Kardeşlik dostluk, huzur, var iken neden binlerce yıl önce yaşanmış bir çok olay, güncelleştirilerek insanların kardeşliğine çomak sokuluyor?
İnsanlar günümüzde doğuştan Budist, Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman oluyorlar.
Bu farklılıkları kavga etmek için kullananlar, dünyaya egemen olmuş vaziyetteler.
Buna karşı biz de çocuklarımızı;
“Mal sahibi,mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi.
Mal da yalan, mülk de yalan
Gel sen de biraz oyalan…” mantığı ile yetiştiriyoruz.
Bu yetmiyor,
“Gelin tanış olalım…
İşi kolay kılalım…
Dünya kimseye kalmaz” diye de çocuklarımızı, emperyalist batıya karşı savunmasız bırakıyoruz…
Buna karşı batı, çocuklarını” güçlü olan kazanır, zayıfın canı çıksın” mantığı ile yetiştiriyor.
Bu da adil bir ortam yaratmıyor…
Batıya güvenmek, yirminci asrın başında bize çok pahalıya patladı.
Batı hala, “Küçük Asya” denilen Anadolu’dan İstanbul’dan vazgeçmiş değil…
20 Ocak Çarşamba günü Oscar adayı “AVATAR” filmini seyrettim.
Uzaydaki bir gezegende insanoğlu değerli bir maden buluyor.
Bu madeni ele geçirmek için, bu gezegendeki halkı (insanla hayvan karışımı canlılar) insanoğlu elindeki ileri teknolojilerle donatılmış silahlarla yok ediyor…!
Tıpkı, 500 yıl önce Kuzey-Güney Amerika’daki yerli halkı, Avrupa’dan giden insanların yok edişi gibi….
Tıpkı, Ortadoğu’daki petrol ve doğal gazı, bana gerekli diye Irak’a saldırılması gibi.
Tıpkı İsrail’in Filistinlilerin, Lübnan ve Irak’ın elindeki toprakların, “bu topraklar bana tanrının bir vaadidir” diye saldırması gibi.
Avatar filmini seyrettikten sonra Avrupa kökenli batılıların, günümüzde hala eski karakterini koruduklarını, ihtiyacı olan bir şeyi almak için silahlı güce başvurmaktan hiç çekinmeyeceklerini gösteriyor.
Batı, her geçen gün elindeki silahları daha da kahredici hale getirirken, İslam dünyası geleceğini kadere bağlamış gözüküyor.
Biz de, iç çekişmelerimizle enerjimizi ve zamanımızı, boşu boşuna harcıyoruz.
Batıya karşı hazırlık yapan, tek İslam ülkesi de İran…!
İnsan hakları, eşitlik çevreye saygı iddiaları ile hareket edenlere AVATAR Filmini tavsiye ediyorum…!
Avatar Filminin Oscar adayı olması bile batının nasıl düşündüğünü bize gösteriyor.
Batı hala Makyevelist bir mantıkla, “amaca ulaşmak için her şey mübahtır” mantığı ile yönetiliyor. Bizi de uyutuyorlar…
İnşallah AVATAR bizim uyanmamıza yardımcı olur…
Son Güncelleme ( Cuma, 05 Şubat 2010 12:15 )
Logged
Sayfa:
1
...
8
9
10
11
12
[
13
]
14
15
16
17
18
...
23
Yukarı git
Yazdır
« önceki
sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:
Gitmek istediğiniz yer:
-----------------------------
I
-----------------------------
=> Yeni Üyeler İçin Tanışma Bölümü
=> Üyelerden Haberler
=> Moto Sohbet
=> Motosikletli Video ve Fotoğraf Paylaşımı
=> Teknik Bilgiler & Güvenli Sürüş ve Aksesuar
=> Marka ve Model Sohbetleri
=> Motosiklet Yarışları
=> Gezi Organizasyonu ve Paylaşımları Bölümü
-----------------------------
II
-----------------------------
=> Satmak İsteyenler İçin Pano
=> Almak İsteyenler İçin Pano
=> Çalıntı Motosiklet Duyuruları
-----------------------------
III
-----------------------------
=> Genel Sohbet Bölümü
=> Spor (Motosikletli Sporlar Hariç)
=> Kültür Sanat
=> Bilim Teknik
-----------------------------
Artı
-----------------------------
=> Portal Anketleri
=> Site Hakkında Gelişmeler & Önerileriniz
Yükleniyor...
Takvim
Ock
Şbt
Mar
Nis
May
Haz
Tem
Ağs
Eyl
Ekm
Kas
Ara
2007
2008
2009
2010
2011
2012
2013
Pzr
Pzt
Sal
Çar
Per
Cum
Cmt
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
Motosiklet Piyasası
0 Km. Motosiklet Fiyatları
2010 Taşıt Vergileri
2. El Alırken
Servisler
Popüler Çekimler
[01] 25 Nisan Viraj
[02] 2 Ninja
[03] Abant Gezimiz
[04] Akfırat Virajları
[05] Çerkezköy
[06] Dinamo
[07] Güçlü & Ahmet
[08] Hayabusa'ya Saygı
[09] MamiBusa
[10] Murat'ın Anısına
[11] Ömerli
[12] Riva
[13] Riva II
[14] Sapanca Gezimiz I
[15] Sapanca Gezimiz II
[16] Şile Gezimiz
[17] TTArif Videoları
[18] Valeo & Emre
Teknik Paylaşımlar
[01] 90 Tavsiye
[02] ABS
[03] Artçı
[04] Aquaplaning
[05] Başlangıç İçin
[06] Boyunluk
[07] Dağ Kanyon Sürüşü
[08] Devrilen Motosiklet
[09] Dizliklerin Önemi
[10] Doğru Giyim
[11] Doğru Kask Çıkartma
[12] Doğru Kask Seçimi
[13] Dönüş , Fren
1
2
3
4
[14] Dönüş Ekstra
[15] Emniyet Şeridi
[16] Enduro Frenleme
[17] Görünmeyenler
[18] Görünür Olmak !
[19] GPS Konusu
[20] Grup Gezileri
[21] Grup Gezileri Ekstra
[22] Güç = Tork x Devir
[23] Günlük Kontroller
[24] Güvenli Sürüş
[25] Hava Şartları
[26] İlk Yardım
[27] Kaza Raporu
[28] Kevlar ve Önemi
[29] Lastikler İçin Nitrojen
[30] Mıcır
[31] Piste Hazırlık
[32] Rodaj
[33] Rüzgarla Mücadele
[34] Savunmacı Stil
[35] Swerving - Kıvırmaca
[36] Süspansiyon
[37] Teknik Video
[38] Vücut Pozisyonları
[39] Yolculu Sürüş
[40] Zincir Temizliği
Kan Bankası
Copyright ©2005-2010 - TurkishRiders.Org
MKPortal
C1.2.2 ©2003-2008
mkportal.it
Bu safya 0.05794 saniyede 15 sorguyla oluşturuldu